Enneagram Tiplerinin Kalp Tutkularına Psikolojik Revizyon: Günah Değil, Çocuklukta Güçlü Hale Gelmiş Duygusal Varoluş Tepkileri
"Tutku dediğimiz şey, çoğu zaman karakterin ‘kötülüğü’ değil; organizmanın güvenlik, değer ve yeterlilik ihtiyaçlarını düzenlemek için geliştirdiği tekrarlı bir duygu stratejisidir."
Doktora tezimden beri ilgilendiğim Enneagram literatüründe sıkça karşılaştığımız spiritüel ve geleneksel yorumların bir çoğunu oldum olası yetersiz, hatta zaman zaman yanıltıcı bulmuşumdur. Bazı geleneksel mistik ekoller, tiplerin temel motivasyonlarını tarihsel olarak “kalp tutkuları” ya da “büyük günahlar” gibi ahlaki etiketlerle anlatır. Oysa konuya modern bir biyopsikososyal mercekle baktığımızda, karşımızda “günahkâr bir ruh”tan çok; varoluşunu sürdürmek, ilişkisini düzenlemek ve dünyada kendine yer açmak için tekrarlayan, kökleşmiş ve muhtemelen başka bir yol denemeyi düşünemeyecek kadar hızlı akan duygusal otomatikler (stratejiler) geliştirmiş bir insan görürüz.
Duyguları “günah” diye etiketlemek, bireye psikolojik olarak yönetilmesi ağır bir yük yükler. Üstelik Enneagram’ı kendini tanıma aracı olmaktan çıkarıp, kişinin kendini ya da başkalarını yargıladığı, süperegonun egoyu dövmek için kolay kullanacağı ahlaki bir sopaya dönüştürme riski taşır. Hiçbir ego, sürekli “ahlaki kusur” taşıdığı fikriyle sağlıklı biçimde baş edemez. Enneagram’ın öz-şefkat ve farkındalık tarafıyla da, evrimsel biyolojinin “adaptif strateji” yaklaşımıyla da bu yorumlar hiç uyumlu değildir.
Bu bağlamda “tutkuları” ahlaki kusurlar olarak değil; varoluşu sürdürmek için çocuklukta mizaç yönlendirmesi sonucu geliştirilmiş duygusal takıntılar (ya da takıntılı duygular) olarak düşünebiliriz.
Buradaki kritik nokta şudur: Bu duygusal otomatikler her tipte aynı yöne akmaz. Kimi tiplerde enerji baskın olarak dışa (çevreye/nesneye), kimilerinde ise baskın olarak içe (kendine) yönelir. Üstelik bu yönelim; bağlama, stres düzeyine, ilişki dinamiğine ve kişinin andaki varoluş (gelişimsel sağlık) seviyesine göre değişebilir.
Şimdi 9 tipin bu duygusal otomatiklerini; enerjinin baskın akış yönü ve bu akış bozulduğunda ortaya çıkan semptomlarıyla birlikte inceleyelim.
Tip 1 — Öfke: Mükemmellik ve Düzeltme Stratejisi
Tip 1’ler, varoluşsal yönelimleri olan mükemmeliyeti aksatan durumlarla karşılaştıklarında, dışa dönük öfke ile bu varoluşsal çocuksu ihtiyacı düzenlemeye çalışırlar; oysa mükemmellik bir çocukluk fantazisidir.
- Dışa Döndüğünde (Çok Sık): Tip 1’ler daha çok dışa doğru varoluşu seçer. Varoluşu “düzelterek” kanıtlama çabası, yargılayıcı bir öfkeye dönüşür. Hatalara tahammülsüzlük ve sert bir hiddet olarak çevreye yansır.
- İçe Döndüğünde (Az Görülür): Enerji içeri aktığında; dışarıdan pek görülmeyen bir içerleme ve melankoliye dönüşür. Kişi kendi standartlarına yetemediğini düşündüğünde kendine acımasızca yüklenir.
Tip 2 — Kibir: Vazgeçilmez Olma ve İhtiyaç Duyulma Stratejisi
Tip 2’ler, varoluşsal yönelimleri olan vazgeçilmez olmayı aksatan durumlarla karşılaştıklarında, kibir ile bu varoluşsal çocuksu ihtiyacı düzenlemeye çalışırlar; oysa herkesin sevgisini kazanmak bir çocukluk fantazisidir.
- Dışa Döndüğünde (Çok Sık): Başkalarını küçümseyecek şekilde, kendi ihtiyacı yokmuş gibi davranır. Müdahaleci bir yardımseverlikle diğerlerini kendine borçlu bırakmaya ve onların ihtiyaçlarını karşılamaya doğru bozulur.
- İçe Döndüğünde (Az Görülür): Takıntı bozulur ve enerji içe çökerse, kendini değersiz hissetmeye döner. "Benim de ihtiyacım var ama diyemiyorum" düğümü oluşur.
Tip 3 — Göz Boyama / İmaj: Değer ve Başarı Stratejisi
Tip 3’ler, varoluşsal yönelimleri olan hayran olunan değeri aksatan durumlarla karşılaştıklarında, göz boyama ile bu varoluşsal çocuksu ihtiyacı düzenlemeye çalışırlar; oysa sürekli alkışlanmak bir çocukluk fantazisidir.
- Dışa Döndüğünde (Çok Sık): Kendini övme ve iş bitirmeye doğru bozulur. Rekabet ve performans üzerinden varoluş dışa dönük kanıtlanır.
- İçe Döndüğünde (Az Görülür): Sahne ışıkları söndüğünde, bu takıntı genelde utanç şeklinde çalışır. Maskenin ardındaki "Ben aslında kimim?" sorusuyla gelen boşluk hissi oluşur.
Tip 4 — Kıskanma: Tamlık ve Özgünlük Stratejisi
Tip 4’ler, varoluşsal yönelimleri olan tamlığı inşa ederken, tamlık hissi verecek gelişmeyi başkasında gördüğünde kendi eksikliğini hatırlar ve eksikliği ile baş edemediği için “tam görüneni” kıskançlık ve haset ile karşılayarak, varoluşsal çocuksu ihtiyacı düzenlemeye çalışırlar; oysa anlaşılmayı bekleyen dördün tam olduğunu hissetme isteği çocukluk fantazisidir.
- İçe Döndüğünde (Çok Sık): Haset genelde içe doğru çalışır ve çökmeye ve nefrete neden olur. "Herkes tam, ben eksik üretildim" hissi baskındır.
- Dışa Döndüğünde (Az Görülür): Bu duygu nesneye yansıtılırsa, öfke ve kızgınlık şeklinde ortaya çıkar. Sahip olamadığı şeye veya kişiye karşı hırçınlaşır.
Tip 5 — Tamah: Kaynak Biriktirme Stratejisi
Tip 5’ler, varoluşsal yönelimleri olan yetkinliği aksatan durumlarla karşılaştıklarında, tamah ile bu varoluşsal çocuksu ihtiyacı düzenlemeye çalışırlar; oysa her şeyi bilerek ve her şeye sahip olarak tam bağımsız olmak bir çocukluk fantazisidir.
- İçe Döndüğünde (Çok Sık): Tıpkı 4'ler gibi daha çok içe doğru çalışan bir takıntıdır. Kişi kaynaklarını korumak için izole olur ve biriktirir.
- Dışa Döndüğünde (Az Görülür): Bu varoluş biçimi dışa doğru yansıtılırsa, kaynak için çok çalışma (açgözlülük) şeklinde sergilenir.
Tip 6 — Kaygı: Kesinlik ve Güvenlik Radarı
Tip 6’lar, varoluşsal yönelimleri olan güvenliği aksatan durumlarla karşılaştıklarında, kaygı ile bu varoluşsal çocuksu ihtiyacı düzenlemeye çalışırlar; oysa mutlak kesinlik ve garanti bir çocukluk fantazisidir.
- İçe Döndüğünde (Çok Sık): Temel mekanizma içe doğru özgüvensizlik ve kendi kararlarından şüphe etme halidir.
- Dışa Döndüğünde (Tepkisel): İçe sığmayan kaygı dışa yöneldiğinde şüphe şeklinde belirtilere ve yansıtmalara (projeksiyon) dönüşür. Kişi tehdidi dışarıda arar ve savunma geliştirir.
Tip 7 — Oburluk: Haz ve Çeşitlilikle Çoşku Stratejisi
Tip 7’ler, varoluşsal yönelimleri olan hazzı ve coşkuyu aksatan durumlarla karşılaştıklarında, oburluk ile bu varoluşsal çocuksu ihtiyacı düzenlemeye çalışırlar; oysa acısız ve sınırsız bir yaşam bir çocukluk fantazisidir.
- Dışa Döndüğünde (Çok Sık): 7'ler çoğunlukla takıntılı duygularını dışa dönük yansıtırlar; doyumsuz bir tüketim ve hızla daldan dala konma şeklinde sergilenir.
- İçe Döndüğünde (Az Görülür): Seçenekler kısıtlandığında, bu enerji acı çekme ve can sıkıntısı şeklinde deneyimlenir.
Tip 8 — İhtiras: Güç ve Etkililik Stratejisi
Tip 8’ler, varoluşsal yönelimleri olan gücü aksatan durumlarla karşılaştıklarında, acı çekmemek için ihtiras (sınır tanımayan girişim) ile bu varoluşsal çocuksu ihtiyacı düzenlemeye çalışırlar; oysa mutlak hakimiyet ve incinmezlik bir çocukluk fantazisidir.
- Dışa Döndüğünde (Çok Sık): 8'ler büyük oranda varoluşlarını dışa doğru yansıtırlar. Varoluşunu baskınlık, sınır tanımazlık ve meydan okuma ile sergiler.
- İçe Döndüğünde (Az Görülür): Dışa yansıtamayıp (gücü yetmeyip) enerji içe dönerse, bu durum acı çekmeye neden olur. Bu duygu zamanla kin ve nefret şeklinde hesap biriktirmeye dönüşmüş olabilir.
Tip 9 — Erteleme: Kendini Unutturup ve Huzuru Koruma Stratejisi
Tip 9’lar, varoluşsal yönelimleri olan konforu aksatan durumlarla karşılaştıklarında, erteleme ile bu varoluşsal çocuksu ihtiyacı düzenlemeye çalışırlar; oysa çatışmasız ebedi huzur bir çocukluk fantazisidir.
- İçe Döndüğünde (Çok Sık): Genelde içe dönük çalışır; ihtiyaçlarını, planlarını ve kişisel işlerini sürekli ertelemeye döner.
- Dışa Döndüğünde (Az Görülür): Nadiren dışa çalıştığı zamanlarda, tutumları genelde sessiz ayak direme yani pasif agresiflik (açıklama yapmadan tutumunda inat) şeklinde sergileniyor olabilir.
Sonuç
Enneagram tipleri spiritüel birer “günahkâr” değil; hayatta kalmaya, değer bulmaya, bağ kurmaya ve güvenlik sağlamaya çalışan insani biyopsikososyal düzeneklerdir. Bazı tipler duygusal otomatiğini daha çok dışa yansıtarak görünür kılar (1, 2, 3, 7, 8); bazı tipler ise daha çok içe çevirerek içsel yüklenme yaşar (4, 5, 9). Tip 6 ise bağlama göre her iki yöne de güçlü biçimde kayabilir.
Bu mekanizmayı anlamak, ahlaki yargılamadan sıyrılıp kişinin kendi “duygusal otomatiğini” fark etmesini sağlar. Ve bence Enneagram’ın en sağlıklı vaadi de tam burada başlar: Etiketlemek için değil, yönetmek ve olgunlaştırmak için görmek.
Sevgili okur, şimdi şu üç soruyu kendin için gözlem yapmak amacıyla kullanabilirsin:
- Benim baskın “duygusal otomatiğim” hangi durumlarda çok hızlı devreye giriyor?
- O an enerji daha çok içe mi dönüyor (çökme/ketlenme/sertleşme) yoksa dışa mı taşıyor (yansıtma/kontrol/çatışma)?
- Bu otomatiğin “iyi niyeti” nasıl? Beni hangi güvenlik, değer ya da yeterlilik ihtiyacımla ilgili korumaya çalışıyor?
Dr. Abdurrahman Subaş
Eğitim ve Yönetim Bilimci